17 Kasım 2008 Pazartesi

Irak-ABD güvenlik anlaşması imzalandı


Irak için tarihi gün... Irak ile ABD arasında aylardır müzakere edilen güvenlik anlaşması imzalandı.

Irak ile ABD arasında aylardır müzakere edilen güvenlik anlaşması, Irak hükümeti tarafından onaylanmasından sonra, bu sabah Irak Dışişleri Bakanlığında Bakan Hoşyar Zebari ve ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker tarafından imzalandı.

İmza töreninden sonra basına açıklama yapan Zebari, güvenlik anlaşmasının imzalandığı bugünü tarihi bir gün olarak nitelendirdi.

Zebari, şöyle devam etti:

''Geçen aylarda yoğun bir müzakere sürecine girdik. Yapılan zorlu ve yoğun müzakerelerden sonra bu anlaşma ortaya çıktı. Irak hükümeti geçtiğimiz gün anlaşmayı oy birliğiyle kabul etti. Ve anlaşma parlamentoya havale edildi. Parlamento bu anlaşmayı, anlaşma taslağı üzerinde bir değişiklik yapmadan oylayacak. Anlaşma iyi bir anlaşmadır. Onu Irak halkı ve bütün dünya ülkeleri önünde çok rahat savunabileceğiz.''

Anlaşma imzalandıktan sonra Crocker da açıklamada bulundu.

Crocker, anlaşmayı çok iyi bir anlaşma olarak nitelendirerek, şunları kaydetti:

''Bu anlaşma sadece güvenlik alanını kapsamıyor, aynı zamanda Irak ile ABD arasında kültür sağlık ve bilim alanlarında da işbirliğini kapsıyor. Anlaşma çerçevesinde Amerikan kuvvetlerinin çekilmesine karar verilmiştir. Bu karar Irak'ta güvenlik alanında sağlanan olumlu gelişmelere binaen alınmıştır. Müzakereler çok zorlu ve yoğun geçmiştir ve Iraklıların bu anlaşmayla iftihar etmeleri gerekir.''

''Anlaşma temenni ettiğimiz şeylere ulaşmamızı sağlamıştır'' da diyen Crocker, müzakereleri yürüten Amerikan ve Irak heyetlerine de teşekkür etti.

Irak Parlamentosu anlaşmayı bugün ele alacak, 4 gün sürecek görüşmelerden sonra da oylamaya geçilecek.

Ergenekon'un 15. Duruşması Yarın

Ergenekon davasının 15. duruşması yarın yapılacak.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen ve 46'sı tutuklu 86 sanığın yargılandığı davanın yarınki duruşmasında, tutuklu sanıklardan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'in çapraz sorgusunun yapılması bekleniyor.

Sigorta prim borcu olanlara kötü haber


Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 75 bin YTL ve üzerinde sigorta prim borcu bulunan işverenleri, internet aracılığı ile kamuoyuna açıklayacak

SGK Antalya İl Müdürü Selim Erol, yaptığı yazılı açıklamada, 5502 Sayılı SGK Kanununun 7'nci Maddesinin (b) fıkrası ile 10. Maddesinin (g) bendi uyarınca ödeme tarihi altı aydan daha uzun süre gecikmiş ve Yönetim Kurulu tarafından her yıl belirlenecek tutardan daha fazla prim borcu olan işverenlerin, yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara göre her yıl kamuoyuna açıklanması gerektiğini bildirdi. SGK'na Prim Borcu Olan İşverenlerin Kamuoyuna Açıklanmasına Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik Hükümleri ve SGK Yönetim Kurulu'nun aldığı karar uyarınca, SGK'ya 75 bin YTL ve üzerinde prim aslı borcu bulunan işverenlerin kamuoyuna açıklanmasına karar verildiğini belirten Erol, şunları kaydetti:

''506 Sayılı Kanun Kapsamındaki işverenlerin toplam sigorta prim aslı borcunun tespitinde 2008 Mart (dahil) ve önceki dönemlerde oluşan sigorta prim aslı borçları, 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşların borçlarının tespitinde ise 2007 Aralık (Dahil) ve önceki dönemlerde oluşan emekli kesenekleri ile bunların kurum karşılıklarından oluşan borçları dikkate alınarak hazırlanan 'Sosyal Güvenlik Kurumu'na 75 bin YTL ve üzerinde prim aslı borcu olan işverenlerin listesi'' kurumumuzu İnternet sitesinde (www.sgk.gov.tr'' 15 Aralık 2008 tarihinde ilan edilecek olup, iki hafta süreyle yayımlanacaktır.''

Erol, yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca işverenler tarafından ilan edilen bilgilere, ilanın yapıldığı tarihi takip eden beş (5) iş günü içinde en geç 20 Aralık 2008 tarihi mesai bitimine kadar SGK Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğüne (Prim Tahsilat Daire Başkanlığı) yazılı itiraz edebileceklerini, itirazın haklı olması durumunda listede gerekli düzenlemenin yapılacağını belirtti.

Hayatımı değiştiren cümle...


Taha Kıvanç; kendi hayatıma şu sıralarda bir çizgi çizmem istense, benim de “Bir cümle sarfettim, hayatım değişti” demem gerekir...

Orhan Pamuk, bir romanına, “Bir kitap okudum hayatım değişti” diye başlar ya, kendi hayatıma şu sıralarda bir çizgi çizmem istense, benim de “Bir cümle sarfettim, hayatım değişti” demem gerekir... Altı-üstü öylesine bir cümleydi benim için, herkesin altına imzasını atabileceği türden sıradan bir cümle; sonunda kaç yazıya konu, kaç programa malzeme oldu... Dünkü Sabah ve Vatan gazetelerinde benimle yapılmış mülâkatlar da cabası... Birazcık istekli olsam, dün bazı haber programlarımda da benimle karşılaşacaktınız. Kaç gündür zihnimde taşıdığım soru şu: “Yine de yanlış anlaşılmış olabilir miyim?” Hem de bütün o yazılar, haberler ve mülâkatlardan sonra... Önce kendimle ilgili -bu sütunun sürekli okurlarının çok iyi bildiği- gerçekler: Haklarında yazı yazdığım her politikacıyla ilişkilerimi belli sınırlar içerisinde tutmaya özel gayret sarf ettim. Kimi beni sevdi, dostluğuma ve fikirlerime önem verdi, kimi hiç sevmedi, uzak durdu ve yazmasam daha mutlu olacakmış gibi davrandı. Yazılarımdan rahatsız olmamış politikacı herhalde yoktur; ancak çoğunun içinden bana hak verdiğini bilirim... Cesur olanları bunu bana da itiraf ettikleri için... Sevmeyen bazı güçlüler, varolan güçlerini aleyhime kullandılar. Hiçbirinin bana karşı kayıtsız kalmadığını sanıyorum; bu da beni sevindiriyor... Geçmiş altı yıla bakılınca ne görüyorsunuz: Ak Parti'nin bizlere vaatlerini unuttuğu, ya da zamanlama hatası yaptığı her dönemeçte en açık biçimde karşısına çıktığımı... Türk Ceza Yasası'nın 301 ve 312. maddelerini değiştirmede ayak sürürken, Avrupa Birliği'ne üyelik konusunda tereddüt geçirirken, en son olarak üniversitelerde 'başörtüsü/ türban' yasağı için gereksiz yere anayasayı değiştirmeye kalkıştığında, bunların 'yanlış' olduğu uyarısı ilk benden geldi... Türkiye'nin ABD ile birlikte Irak'a müdahalesini sağlayacak 1 Mart tezkeresinin geçmemesi için yürüttüğüm kampanyayı ise George W. Bush ve Türkiye'deki uzantıları bile unutmuş olamaz... (Sıkıntılı anlarımda, Türkiye'yi ziyareti (2004) sırasında tanıştırıldığımızda kendisi ve Irak'a açtığı savaşla ilgili samimi görüşlerimi yüzüne karşı söylediğimi hatırlayıp, “Bush bile, beni dinlemediği için şimdi pişmanlık yaşıyordur” düşüncesiyle moral bulurum.) Tayyip Bey eleştirilerimin çoğuna tepki vermedi; bazı görüşlerimi beğenmediğini ise belli edecek tarzda davrandı. Ben de öyle davranmasını beklerdim bir başbakandan... Başbakan kulağını söylediklerime, gözlerini yazdıklarıma kapamış olsaydı aynı heyecanla düşünce üretmeye devam edemezdim zira... Bu bakımdan, hayatımı değiştiren cümleme tepki vermesine de sevindim... Cümlelerimin, daha doğrusu çıkışımın, en fazla hayal kırıklığına yol açtığı kişiler, -ne kadar şaşırsanız yeridir- hakkımda saygısız bir üslupla ve hep küçümseyerek yazılar yazmaya alışkın meslektaşlar oldu. Onlar bu kez fenersiz yakalandılar. Kimi küfürbazlığına devam etti, kimi saygısız tavrının kendisini küçülttüğünü fark edip ne yapacağını şaşırdı. Onları şaşırtıp kızdırmak bile benim için bir kıvanç vesilesi... Bakmayın saldırmak için hâlâ “Yandaş medya, besleme basın, kiralık kalemler” türü küfürleri kullanmalarına; bunlar kelimesi kelimesine vaktiyle kendileri için kullanılmış ve üzerlerine 'cuk' oturan sıfatlardır... Muhaliflerine başka ne diyebileceklerini bilmediklerinden, gri beyin hücreleri de artık üretimde bulunamadığı için, vaktiyle işittiklerini şimdi karşılarındakilere reva görüyorlar... Görsünler, hiçbir mahzuru yok. Peki ben nasıl 'kiralık kalem' oluyorum? Yazdığım gazeteye 'besleme basın' sıfatı yakışıyor mu? Bu denli sarsıcı yazılara yer veren yayın kuruluşlarından nasıl 'yandaş medya' diye söz edilebilir? Böyle yaparak kendilerine zarar verdiklerinin henüz farkında değiller; yakında anlayacaklardır... Dostlarımdan biri, “Seni tanıması gerektiği halde çıkışından sonra şaşırmış rolü yapan, ya da seni iktidar ile gazetecilik-dışı ilişkiler içindeymişsin gibi gördüğünü ifade edenler hakkında ne düşünüyorsun?” diye soruverdi. İki farklı kişiyi kast ettiğini hemen anladım da, soruyu bana yöneltmesi yine de şaşırttı. Ciddi ve muhatap almaya lâyık gördüğüm kişilerin tarizleri beni rahatsız eder; o yazarlara isimleriyle cevap veririm. Birinin ciddiyetinden kuşkuya düşersem muhatap almaya devam etsem de artık ismini burada kullanmam... Hem ciddiyetinden hem de muhatap olma kabiliyetinden kuşku duyduğum kişiler ise... Ne derler ve yaparlarsa yapsınlar, o tipler, beni üzemezler... Kendilerini hayatımdan da bu sütundan da silerim... Bir cümle sarf ettim, hayatım çok değişti.

TIR'da 575 kilo eroin ele geçirildi


Edirne'de yurt dışına çıkış yapacak TIR'da 575 kilogram eroin ele geçirildi. Rakam dünya gümrüklerinde bir defada ele geçirilen en yüksek miktar.

Edinilen bilgiye göre, İstanbul'dan aldığı yükü yurt dışına götürmek için yola çıkan M.H'nin kullandığı 55 K 2001 çekici ve 55 K 2002 dorse plakalı tır, Hamzabeyli Sınır Kapısı girişinde, Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince durduruldu.

X-ray cihazı taramasında dorsenin bazı bölümlerinde yoğunluk tespit edilmesi üzerine araçta dedektör köpeği yardımıyla arama yapıldı.

Dorsenin tabanında bin 90 paket halinde 575 kilogram eroin ele geçirildi.

Tır sürücüsü M.H. gözaltına alındı.

-SON YILLARDAKİ EN YÜKSEK MİKTAR-

Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, 575 kilogram eroin ele geçirerek, Kapıkule Sınır Kapısı'nda geçen yıl pizza kutuları içinde ele geçirilen 565 kilogram eroin rekorunu kırmış oldu.

Edirne Kaçakçılık İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ekipleri, 9 Şubat 2007 tarihinde dünya gümrüklerinde bir defada ele geçirilen en yüksek miktar olan 565 kilogram eroini pizza kutuları içinde bulmuştu. Ekibe Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen tarafından takdirname verilmişti.

Edirne Valisi Mustafa Büyük, Hamzabeyli Sınır Kapısı'nın çok işlek olmamasına rağmen büyük miktarda eroin ele geçirildiğini söyledi.

Vali Büyük, Edirne'deki sınır kapılarında uyuşturucuyla mücadelenin etkili şekilde sürdürüldüğünü kaydetti.